DEM Parti'den 'kayyımlar geri çekilmeli' vurgusu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Çerçeve Yasa"ya ilişkin açıklamalarda bulunarak, "Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlamalıdır.

Sayın Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur, bu çok iyi bilinsin. Bu sebeple Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir" dedi. Bakırhan ayrıca, "Barış karşıtı medya süreç başladığından beri barışın dilini bir türlü tutturamadı" görüşünü savundu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu. Bakırhan'ın gündeminde, süreç kapsamında ele alınan "Çerçeve Yasa" vardı.

Yasa kapsamında terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın "özgür çalışma koşullarının sağlanması gerektiğini" ifade eden Bakırhan, "Çerçeve yasa kapsayıcı olmalıdır. Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlamalıdır. Sayın Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur, bu çok iyi bilinsin. Bu sebeple Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir" dedi.

Bakırhan ayrıca medya kuruluşlarını da hedef aldı. "Barış karşıtı medya süreç başladığından beri barışın dilini bir türlü tutturamadı" diyen Bakırhan, "Kürtler bu oyunları siyasi sahiplerine yazar" ifadelerini kullandı.

"AZ BİR YOL GELMEDİK"

Bakırhan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

"Değerli arkadaşlar, eşit ve adil bir ekonomi, demokratik ve adil bir siyasal düzenin temelidir. Biz de 27 Şubat'tan bu yana barış ve demokratik toplum rotasında yürüyoruz. Türkiye 22 Ekim'den 27 Şubat'a uzanan yolda bir güvercinin kanadında barış umudunu taşıdı. 27 Şubat'ta milyonlarca insan barışa nefes verdi, ses oldu. O günden bugüne gelinen yol ne azdır, ama ne de kusursuzdur. Az bir yol gelmedik. Türkiye'yi Kürt meselesinin çözümünde tarihsel bir noktaya ulaştıracak kadar yol geldik. Ama bu dönemeci alabilmek için önümüzdeki dönem, tarihi sorumluluğumuzu da yerine getirmemiz gerekiyor.

Bu tarihi dönemeci geçmek için önce temeli sağlam atmak gerekiyor. Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır. Bakın, tarih bazen aynı sayfaya iki kez not düşüyor. Çok sık olmuyor. 22 Ekim 1919'da Amasya'da bu ülkenin kurucu kadroları Kürtlerle anlaştı ve Kürtlerin haklarını tanıyan bir protokole imza attılar. Ama 105 yıl o Amasya'daki altına imza attıkları protokolü unuttular. 105 yıl sonra, yine bir 22 Ekim'de bu Meclisin çatısı altında yeni bir el uzandı ve tarihi bir çağrı oldu. Bunu kuruluşta verilen sözün yüz yıl sonra yerine getirilmesi beyanı olarak okuyoruz biz. İşte bu beyanı hayata geçirmenin ilk adımı çerçeve yasa olmalıdır.

 

"ÇERÇEVE YASA ESASLI BİR BAŞLANGIÇTIR"

Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. Eş zamanlı olarak taraflar ve kamuoyunun mutabık kalacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır. Demokratikleşme süreci başlamalı ve demokratik entegrasyon inşa edilmelidir.

Dün heyetimiz İmralı Cezaevi'nde Sayın Abdullah Öcalan'la görüştü. Hepinize, Türkiye halklarına, Kürtlere, emekçilere, Alevilere, kadınlara selamlarını, sevgilerini yollamıştı. Sayın Öcalan İmralı'da aslında bugüne kadar defalarca tekrar ettiği bir belirlemesini yine yapmıştı. Aynen şöyle diyor: 'Kürt'ten Türk'ü ayırırsan Kürt kalmaz. Türk'ten Kürt'ü ayırırsan Türk kalmaz' diyerek aslında çözümün hakikatini ortaya koymuştur bir kez daha.

Bu sebeple işimiz çok, evet zamanımız kısıtlı biliyoruz. Ama hep birlikte durmadan akıl akıla, el ele, omuz omuza vererek Türkiye'yi barışa taşıyabiliriz. Demokratik cumhuriyet iddiamız zor ama uzak değil. İddialı ama gerçekçidir. Bu iddiayı gerçeğe dönüştürmek için çerçeve yasayı en güçlü şekilde çıkarmamız gerekiyor.

Bakın, Sayın Öcalan en iddialı ve en radikal adımları atıyor. Hep birlikte şahitlik ettik. Adeta tarihin yönünü değiştiriyor. Ama ne yazık ki bu adımlar karşısında gerekli siyasi ve hukuki düzenlemeler yapılmakta gecikiyor. Yöntem hataları sürece zarar veriyor. Bu vesileyle iktidar temsilcileri ve Sayın Bahçeli ile heyetimizin yaptığı görüşmelerde sürecin devam etmesi yönündeki ortaklaşmayı olumlu buluyoruz.

"ÖCALAN'IN STATÜSÜ DÜZENLENMELİ"

Çerçeve yasanın zamanlaması, içeriği ve yöntemi sürecin ruhuna uygun olmalıdır. Tek taraflı, dayatmacı, yüzyıllık tekrarları üreten bir çerçeve yasa yol açıcı değil, yol tıkayıcı olur. Medya üzerinden psikolojik savaş yürütmek barışın haysiyetine yakışmaz. Kimse bu hatalara düşmemelidir. Çerçeve yasa kapsayıcı olmalıdır. Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlamalıdır. Sayın Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur, bu çok iyi bilinsin. Bu sebeple Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir.

Çerçeve yasa silahsızlanma süreci için mekanizmalar içermelidir. Demokratik entegrasyon yasalarına zemin hazırlayacak şekilde siyasi ve hukuki zeminde bir yol temizliği yapmalıdır. Parlamentodan çıkması muhtemel çerçeve yasayla eş zamanlı olarak siyaset kurumu da toplumsal uzlaşma ve ortaklığı esas alarak bir yol haritası çıkarmalıdır.

"KAYYIMLAR GERİ ÇEKİLMELİ"

Artık yürütme erki, barış sürecinde iklimin pozitife dönmesi için üstüne düşeni oynamalıdır. İlk adım olarak da hemen kayyımlar geri çekilmeli, halkımızın seçmiş olduğu temsilciler yerel yönetimleri yönetmelidir.

Daha önce de ifade etmiştik. Bu vesileyle tekrar bir kez daha ifade edelim. Nusaybin, Kamışlı sınır kapıları açılmalıdır. Bu adım hem barış sürecine, hem iki ülke ekonomisine, hem Suriye'nin iktisadi ve siyasi istikrarına katkı sağlar. Kapılar açılmalıdır derken, aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan kapısı olan Kars'taki Doğu Kapı da açılmalıdır. Bu da bölgesel istikrara katkı sağlar. Yargı erki de barış sürecine pozitif katkı vermelidir. AYM ve AİHM kararları uygulanmalı, tahliyelerin önü bir an önce açılmalıdır.

Bakın özellikle vurguluyorum. Çatışmalı süreçte barıştan yana tavır alan ve mağdur edilen insanların sorunları çözülmelidir. Başta Barış Akademisyenleri olmak üzere, KHK'lılar işlerine amasız, fakatsız bir şekilde geri iade edilmelidir.

"YÜKSEKDAĞ VE DEMİRTAŞ AİLELERİYLE BULUŞMALI"

Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere cezaevindeki siyasi tutsaklar bir an önce halklarıyla, aileleriyle ve yoldaşlarıyla buluşmalıdır. Bunun gibi bu süreci iyileştirici birçok adım atılabilir.

Değerli arkadaşlar, DEM Parti olarak bizim rotamız barış, yolumuz Demokratik Cumhuriyet yoludur. Kürtlerin ulusal haklarının sağlandığı, tüm Türkiye'nin demokrasiye kavuştuğu bir denklemin 86 milyona güçlü bir gelecek sunacağını düşünüyoruz. Bu yola ve bu rotaya inanıyoruz ve bunun için 7/24 çalışıyoruz. Fakat bu yolu bozmak, rotayı şaşırtmak isteyen kesimler de yok değil Türkiye'de. Kimse bizi pembe gözlükler takmış yürüyor sanmasın, her şeyi çok iyi görüyoruz. En ince ayrıntılarına kadar bütün siyasi partilerin, bütün siyasi aktörlerin demeçlerini, mesajlarını da okuyoruz.

Barış karşıtı medya süreç başladığından beri barışın dilini bir türlü tutturamadı. Hala üstünlükçü bir dil, hala galip-mağlup yanılgısı üretiyorlar. Hala süreci enfekte edecek şekilde norm dışı güçlerin değirmenine su taşıyorlar. Çerçeve yasayla ilgili psikolojik harp taktikleriyle suyu bulandırmaya, rotayı şaşırtmaya çalışıyorlar. Soruyoruz: Gençlerin ölümlerinden ne kar elde edeceksiniz? Savaş, çatışma, ölüm için niye bu kadar heveslisiniz? Ya yüz yıl yetmedi mi? Onlarca isyan yetmedi mi? Psikolojik savaşla, operasyonlarla nereye varmak istiyorsunuz? İşte geldiğimiz nokta burası. Ekonomisi bozulmuş, toplumsal çürüme başlamış, demokrasinin olmadığı bir süreçte yaşıyoruz. İşte sebepleri bu çatışma, bu savaş, bu inkarcı dil ve yaklaşımdır.

"BARIŞ KARŞITI MEDYA..."

Barış karşıtı medya, kime yakın olursa olsun, iktidar ya da muhalefete, oynadıkları Ali Cengiz oyunlarını siyasi sahiplerine yazarız. Kürtler bu oyunları siyasi sahiplerine yazar. Herkes bunu çok iyi bilsin. Değerli Türkiye halkları, emin olun barış ve demokratik toplum süreci gelişirse... Evet birileri kaybedecek ama küçük bir azınlık kaybedecek. Ama 86 milyon kazanacak. Emekliler, emekçiler kazanacak. Aleviler, gençler kazanacak.

Sürecin başarısının faydalarını belki sıralarsak çok şey anlatmamız gerekiyor ama birkaç başlık sıralamak istiyorum. Süreç başarıya ulaşır ve demokratik toplum ve barış sürecini birlikte inşa edebilirsek bir düşünün: Hiçbir yerde sabahın köründe yerel yöneticiler, seçilmiş belediye başkanları gözaltına alınmayacak. Düşünün, insanlar çürük sebze ve bayat ekmeğe muhtaç olmayacak. Düşünün, ekonomik kriz değil, refah üretecek. Düşünün, Van, Amed ve Mardin karayollarındaki arama noktaları yerine bu kentler ticaret koridorlarıyla inşa edilecek. Bir düşünün, başörtüsü de facto değil, yasal olarak güvenceye alınacak. Alevilerin evlerine işaret konulmayacak. Aleviler eşit yurttaşlık haklarına kavuşacak. Bir düşünün bu süreç gerçekleşirse, bir asker annesiyle bir gerilla annesi evlatlarının bir daha ölmeyeceğini bilerek aynı sofraya oturacak. Bundan daha güzel bir tablo, resim olabilir mi?

Yanı başımızda atılan her füze, her mermiden sonra Türkiye ekonomisi etkileniyor. Düşünün, Türkiye küresel ve bölgesel gelişmelerden olumsuz etkilenen değil, oyun kurucu bir ülke olacak. Yani özetle, Kürt meselesi çözüldüğünde Türkiye ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak yepyeni bir zamana merhaba diyecek. Kürt meselesinin çözümüne katkı sunan herkes yüzyıl onurla anılacak.

"İLK ADIM ÇERÇEVE YASA'DIR"

Bu sebeple diyoruz ki demokratik, eşit, refah dolu ve kapsayıcı bir siyasal düzen, barıştan ve demokratik toplumdan geçer, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünden geçer. İşte bu yolda atılacak ilk adım Çerçeve Yasa'dır. Çerçeve Yasa, yüzyıllık kucaklaşmanın sıcaklığını yansıtmalıdır. Barışa, demokrasiye ve eşitliğe dayalı kardeşlik için o bahar, bu bahardır. O yaz, bu yazdır. Başka bahar yok, başka bir yazı beklemeyeceğiz.

Bu vesileyle grup toplantımızın hemen sonrasında Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş bizleri ziyaret edecek. Bugün ve bunun gibi birçok platformda defalarca dile getirmiş olduğumuz önerilerimizi kendisiyle paylaşacağız, düşüncelerimizi paylaşacağız. Sayın Kurtulmuş'un bu süreçteki olumlu rolünü Çerçeve Yasa'nın çıkmasında da ortaya koyacağına inanıyoruz.

DEM Parti olarak, demokratik inşanın yeni ve güçlü soluğunu bir kez daha yaşama geçireceğiz. Yeni yaşamı, yeni bir siyasi iklimde ve yeni bir dille kuracağız. Önümüzdeki dönem ekolojiden iş ve aşa, hukuk ve demokrasiden örgütlenmeye ve barışa kadar her alanda bütün arkadaşlarımız ve yoldaşlarımızla birlikte büyük mücadele edecek, DEM Parti'yi ve milyonları hak ettiği yere taşıyacağız."

Cumhuriyet