TUGAY KAFA KARIŞTIRDI! ALAN ŞİMDİ DE "YARISI YEŞİL YARISI BETON OLSUN" AÇMAZINDA
Yıkıldığından beri arazisi "ne olacak" sorusuna yanıt bulamayan Buca Cezaevi arazisi şimdi de yeni tartışmanın eşiğinde. İzmir merkezli bir haber sitesinde Başkan Cemil Tugay'ın "yeni düşüncesini" okuyunca irkildim. Tabii ki bir "yorum haber" yazmak da farz oldu. Zira "hafızayı beşer nisyan ile malul" olmasın istiyorum.
YORUM HABER / Hasan Tahsin Kocabaş
İzmir'in pek çok ilçesinin uydudan görünüşüne bakın.
Nasıl iç acıtıyor değil mi?
Belki 1950'lerden itibaren İzmir'in here yerine çöreklenmiş cahil, menfaatçi "yerel yönetim" anlayışı, "imar" konusunda güzel İzmir'i katlede katlede bu hale getirmiş.
İtiraz edenler, karşı çıkanlar hep "pasifize" edilmiş.
Şehircilik hiç olmamış.
Varsa yoksa "cahil müteahhit" ile "hain ruhlu siyasi" aktörler, "dünya malı" uğruna canına okumuşlar İzmir'in.
Yollar yol değil, caddeler cadde değil. Ağaç yok, yeşil yok. Varsa yoksa "beton".
Ne yazık ki bu, insanlığın güzel geleceğini sürekli mahveden "beton aşkı" devam ediyor tüm tehdidiyle.
Fotoğraf Buca'ya ait. O boş yer de bugünlerde yeni tartışmalar çıkaracağa benzeyen, yıkılan cezaevi arazisi.
1956 yılında yapımına başlanan ve 1959 yılında açılan Buca Cezaevi, 30 Ekim 2020 depreminde hasar almış, 17 Mayıs 2021 tarihinde resmen kapatılmış ve 2022 martında yıkılmaya başlanmıştı.
İşte bu tarihlerde yine İzmir'de "doğruyla yanlışın" "şeytanîyle nuranînin" kavgası yeniden başladı. Geleceği "insanca" görenlerle, geleceği "banka hesaplarında" görenler arasında yine kavga başladı. Hani sanki "Habil ile Kabil'in kavgası" gibi.
"Nuraniler" : "Buca zaten betonşehir, hazır duvarlarında geçmişin acıları fışkıran bina yıkılıyor, burası yemyeşil olsun, ağaç olsun, kışları egzoz sisi çökmesin Buca'ya, yazları çatıları yakmasın güneş, ıhlamur koksun, gül çimen koksun" .
Durur mu "Şeytaniler" onlar da, yüzlerine melek maskesi takarak "ama arasında ağaçların olduğu binalar olsun, evler dükkanlar, AVM'ler olsun, müteahhitlerin yüzü gülerse halkın da başını sokacak akıllı evleri olur" söylemindeymişler.
Ama bu kez İzmir'de yeşili "yeşil" gibi, ağacı "ağaç" gibi gören bir yerel yönetim ve meslek örgütleri de varmış ve kalkmışlar ayağa dimdik.
Toplanmışlar bir araya "olmaz" demişler. "Betonsever Şeytanilere" inat, o iğrenç darağaçlarının kurulduğu alana inadına dikmişler ağaçları, can uyunu da Başkan Tunç Soyer'le "o zamanki" yoldaşları dökmüş.
Ardından davalar açılmış. Zamanın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer bakın nasıl yürekten konuşmuş:
"Burası cezaeviydi, özel mülkiyet değil kamu arazisiydi. Bu arazi kamuya ait bir yer olarak kalmak zorunda. Kamu vicdanı burada yeşil alan istiyor, zeytin istiyor, ağaç istiyor, yeşil istiyor. Biz bunun sonuna kadar takipçisi ve savunucusu olmaya devam edeceğiz. Hiç kimse kamunun elinden burayı alıp ranta açamaz. Açtırtmayacağız. Sao Paulo'da olduğu gibi. Zehir gemisini nasıl İzmir'e reva gördülerse şimdi bu alanı ticarete, sanayiye, ranta reva görenlere asla izin vermeyeceğiz. Kimse İzmirlinin elinden bu araziyi alamaz. Vermeyeceğiz".
Vermemişler de..
PEYZAJ MİMARLARI ODASI, MİMARLAR ODASI, ŞEHİR PLANCILARI ODASI, İZMİR TABİP ODASI , İZMİR BAROSU ve tabii ki İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI İdare Mahmekesine "dava" açmışlar. Çünkü Çevre ve Şehircilik "kafasına göre" proje geliştirip, İzmir'i de "çiftlik" sanıp "yeşili kahverengiye" boğdurmak istiyormuş.
Ama o gözünü sevdiğim "hukuk" bu davada karar vermiş:
Hem de ne karar "TÜRK MİLLETİ ADINA"!
Karar veren İzmir 4. İdare Mahkemesi demiş ki aslanlar gibi:
"Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 04/08/2020 tarih ve 163086 sayılı işleminin iptaline karar verildiğinden, dayanaksız kalan uyuşmazlık konusu işlemlerde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır".
Yaninin yanisi, "buraya beton olmaz" demiş, durdurmuş adı "çevre" olan bakanlığı.
Ama şimdilerde bu iş İller Bankası'nın davalarıyla biraz boşlukta kalmış.
Kalmış ama, bugün aklım bir "haber" ve şu anki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın söylediklerine takıldı.
Gündeme Bakış isimli sitede "Tugay'dan Buca Cezaevi için 'ara yol' önerisi... Yarısı yeşil alan yarısı Bakanlığın planları olsun" başlıklı haberde ana mesleği "Doktor" olan Başkan Cemil Tugay demişki:
"Buca Cezaevi mülkiyeti İller Bankasında, plan kararını da Bakanlık aldı ama Büyükşehir geçen dönem kabul etmedi, ben de kabul etmeyen taraftaydım. Alanın tamamen yeşil alan yapılması fikri vardı. Şu anda mahkemelik. Diğer taraftan da tamamen yeşil alan olduğunu farz edelim, orayı kamulaştırmak çok yüksek maliyetli, İzmir'in bu kadar çok ihtiyacı varken, bu kadar yüklü bir kamulaştırma maliyetine İzmir’i ve belediyeyi sokmak istemem. Bir ara yol bulalım dedik, 'en azından yarısını yeşil alan, sosyal donatı alanı olarak biz alalım, kalan kısımda da İller Bankası kendi projesini yapsın' dedik. Bu uzlaşıyı teklif ettik ama cevap alamadık. Muhtemelen mahkeme kararını bekliyor, İller Bankası ona göre cevap verecek. Biz oranın da rant alanı olmaması için mücadelemizi vereceğiz. Makul bir öneride bulunduk ama şu ana kadar cevap alamadık."
Açıkçası aklım karıştı.
Geçen dönemde "yeşil kalsın" diyen Cemil Tugay kendi döneminde neden "yarısına ağaç dikelim diğer yarısına da beton döksünler" demiş? Hem yarısını gözden çıkaracak hem de "rant alanı" olmasını istemeyecek? Peki o "yarı alana" ne yapacaklar? Huzur Evi'mi?
Ama bunu sorabileceğim bir durumum yok, arasam telefonunu açmaz.
Bir acayip "hasım" olduk üç beş yalancının dolduruşuyla...
Ben de tuttum o alan için önder olup davalar açan, birlik sağlayıp eylem koyan ve gelecek kuşaklara yeşil bırakmak boynumuzun borcudur diyen Tunç Soyer'e sordum.
Çok üzgündü çok. O da anlam veremedi.
Tunç Soyer "Buca Cezaevi alanının tamamının yeşil alan olması için hem 6.İdare hem de 4. İdare mahkemelerinde davalar kazanılmışken, yapılan bu açıklama çok şaşırtıcıdır. Alanın yeşil alan olması kamuoyu vicdanında da yerini bulmuşken, kamulaştırma masrafının bahane edilmesi de çok şaşırtıcıdır. Buca’nın beton sıkışıklığına mucizevi bir rahatlama sağlayacak, insanlara nefes aldıracak bir çözümden vazgeçilmesi kabul edilemez. Kaldı ki sözkonusu alan eski cezaevi alanı olduğu için öncelikle Buca’nın ve İzmir’in malıdır. İller Bankası’na aktarılan mülkiyet hakkı, o da kamu kurumu olduğu için, alanda ticari kar elde etme maksadından çok kamunun sağlıklı yaşam hakkının gereklerini yerine getirme amacını gözetmelidir " dedi.
Onca "oda" bu gelişmeye ne der bilemem. Onlar da bana açıklama yollarsa yayınlarım.
İzmir'de "oyun içinde oyunlar" oynanıyor. 2020 depreminden bu yana "rahatça at oynamayan" bazı "beton baronları" şimdilerde İzmir'in her yanını "babalarının çiftliği" gibi görüyorlar ki, bana gelen ihbarlar öyle böyle değil. Konuşabilsem mesela şu anda İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde "genel sekreter yardımcısı" olan bir beyefendiye Karşıyaka ile igili soracaklarım olurdu.
Velhasılı, bu dünya "Sultan Süleyman'a kalmamış" ya da kim kendini "ölümsüz" sanırsa şu dizeler şamardır yüzünde: "Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün. Dünya kadar malın olsa ne fayda, Söyleyen dillerin söylemez olur, Bülbül gibi dilin olsa ne fayda."
Umarım bazı "makam sahipleri" önemli olanın "gök kubbede hoş sada bırakmak" olduğuna kanaat getirirler.
İster CHP isterse AK Parti hiç değişmez.
Zira "oyun bitince şahla piyonlar aynı kutuya konur" vesselam!
Hasan Tahsin Kocabaş
info@egeaktuel.com