Kasyun Dağı’nda Bir Acı Kahve
2015 senesinin Haziran ayında bir Twitter (X) kullanıcısı, dikkat çeken bir gönderi paylaşmıştı.
Kullanıcının şimdi yeniden gündeme gelen sözleri şu şekildeydi: “
“Bir gün Kas(i)yun Dağı’nda acı kahveyi yudumlayıp Şam-ı Şerif’i seyrederken hey gidi Beşar diyeceğiz, ne dişli domuzdun sen.”
22 Aralık 2024’te, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şara’nın Kasyun Dağı'nda bir araya gelerek Şam manzarasına karşı çay içmesi, bu gönderiyi akıllara getirdi.
Suriye’de yeni bir dönem başlarken, Türkiye’nin bu süreçte oynayacağı rol çok kritik bir hal almış durumda. Esad ve Rusya’nın sahadan çekilmesi ile birlikte Suriye’deki yeni dönemin şimdilik en çetrefilli konusu, terör örgütü YPG ve kontrolündeki bölgelerin geleceği olarak öne çıkıyor. Hem Türkiye’nin hem de yeni Suriye yönetiminin YPG’yi Suriye’de bağımsız bir güç olarak tanımıyor ve istemiyor olması, ülkenin birliği konusunda iki ülke arasında önemli bir ortak zemin ve görüş birliği yaratıyor.
Öte yandan, 20 Ocak 2025’te makamı devralacak olan ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’ın, Amerika’nın yurt dışı savaşlardan çekilmesi gerektiği yönündeki sözleri ve bu politikası da, bölge üzerinde etkili olacak.
7 Aralık’ta yaptığı bir açıklamada Trump, ABD’nin Esad’ın devrilmesi sürecine dahil olmaması gerektiğini belirtmişti. Geçmişte IŞİD’e karşı YPG’yi destekleyen ABD’nin, yeni dönemde YPG’ye verdiği destekte azalma olmasını bekliyorum.
Bu durum, hem Türkiye hem de yeni Suriye yönetimi için yeni fırsatlar yaratabilir. Türkiye, NATO çerçevesinde ABD’nin en önemli müttefiklerinden biri olarak hem IŞİD üyesi suçluları kontrol altında tutabilir hem de Suriye’nin birleşmesini mümkün kılabilir.
Böyle bir ortamda, Suriye’nin yeniden inşası ve ordusunun yeniden yapılandırılması gibi temel sorunlar çözüm bekliyor. İç savaş yıllarında çok ciddi zararlar gören ve son olarak İsrail tarafından da yok edilen Suriye ordusunun yeniden güçlendirilmesi gerekecek. Bu noktada Türkiye’nin oynayacağı rolün kritik olduğu açık. Gelecekte, Türk yapımı silahlar ve askeri araçlarla donanmasını öngördüğümüz Suriye ordusu, büyüyen bir Suriye ekonomisi ile desteklenmelidir.
Aynı zamanda iki ülke arasındaki ticari bağların güçlenmesi de hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edecektir.
Bir başka önemli mesele ise, Suriye ve Türkiye arasında potansiyel bir kıta sahanlığı anlaşması. Akdeniz’de enerji kaynaklarının aranması konusunda özellikle fayda sağlayacak böyle bir anlaşma, her iki ülkenin de çıkarına olacak ve Türkiye’nin bölgede daha güçlü bir pozisyona sahip olmasını sağlayacaktır. Bu tür bir işbirliği, her iki taraf için de ekonomik kalkınma ve istihdam fırsatları yaratabilir.
Şahsen bu gelişmeleri umut verici buluyorum. Türkiye’nin Akdeniz’de böylesine önemli bir müttefik kazanması, Suriyeli mültecilerin evlerine dönme ihtimali ve Şara’nın şu ana kadar sergilediği yapıcı tutum, geleceğe dair iyimser olmamı sağlıyor. Eğer Türkiye mevcut ekonomik sorunlarını da yakın zamanda aşar ve sıkı bir bölge politikaları izlerse, hem kendi geleceğine hem de bölgenin istikrarına katkı sağlayabilir. Ayrıca her iki ülkenin istikrar ve gücü, İsrail’in vahşi yayılmacılığının karşısında caydırıcı bir unsur olarak da ortaya çıkacaktır.
Kardeşe Başsağlığı
Azerbaycan Hava Yolları'na (AZAL) ait bir uçak, Bakü'den Rusya’nın Çeçenistan Cumhuriyeti başkenti Grozni kentine giderken Kazakistan'ın Aktau kenti yakınlarında düştü. Kazada şu an 38 kişi hayatını kaybederken, 29 kişi kurtarıldı. Uçakta toplam 62 yolcu ve 5 mürettebat bulunuyordu. AZAL, Bakü-Grozni ve Bakü-Mahaçkale uçuşlarını askıya aldı. Kazakistan Acil Durumlar Bakanlığı ise, yangına müdahale etmek için olay yerine ekipler sevk etti.
Başta Azerbaycan olmak üzere, Kazakistan’a ve uçakta hayatını kaybeden herkesin ailelerine ve milletlerine başsağlığı diliyorum. Uçağın vurulduğuna dair dedikodular birtakım videolar ile sosyal medyada dolaşımda olsa da, bu konuda yetkili makamların görüşlerini beklemek daha sağlıklı olacak.
2025’ten Beklentiler
Yeni yılın, Trump ile ilgili haberlerle açılacağı şimdiden belli oldu. Daha önce defalarca dile getirdiği gibi, Trump’ın iktidarında ABD’de uygulanması öngörülen korumacı gümrük vergilerinin, dünya basınında ve ticaretinde geniş yer bulmasını ve bir tür “ticaret savaşlarının” başlamasını bekliyorum. Trump, göreve başladığı ilk gün acil yürütme yetkisini kullanarak ABD’nin en yakın ticaret ortakları olan Kanada ve Meksika’dan yapılan ithalata yüzde 25, Çin mallarına ise yüzde 10 oranında gümrük tarifesi uygulayacağını duyurdu. Bu hamle, Amerikan üreticisini korumayı hedeflese de, Amerikan tüketicisi açısından maliyetlerin artmasına yol açacaktır.
Öte yandan, Suriye’de savaşın sona ermesiyle birlikte gözlerin İsrail ve Rusya tarafındaki çatışmalara çevrileceğini öngörüyorum. Ukrayna’yı, özellikle finansal açıdan desteklemek konusunda Biden yönetimine kıyasla daha isteksiz olacağı beklenen Trump, bu tutumu nedeniyle savaşın Rusya lehine sonuçlanmasına neden olabilir. Ancak Ukrayna’nın Avrupa’dan da destek alması nedeniyle bu konuda kesin bir şey söylemek zor. İsrail tarafında ise, Trump her ne kadar savaşı sona erdirme konusunda istekli görünse de, ABD’nin İsrail’e desteğini azaltacak herhangi bir karar alacağını düşünmüyorum. Bu nedenle, İsrail’deki çatışmaların daha uzun soluklu bir hal alması muhtemel. Son günlerde Trump’ın Grönland, Panama Kanalı ve Kanada’yı ABD’ye dahil etmeye yönelik açıklamaları ise oldukça dikkat çekici ve tartışma yaratıyor.
Türkiye açısından bakıldığında, 2025’te ülkemizin dünya gündeminde sıkça yer alacağını ve özellikle Orta Doğu’yla ilgili meselelerde kilit bir rol oynayacağını tahmin ediyorum. Bu kapsamda, Suriye’nin yeniden inşası ve siyasi rejimin bir düzene kavuşması önemli başlıklar arasında yer alacaktır. Ayrıca, Türkiye’nin enerji alanında petrol ve doğalgaz gibi kaynaklar üzerinden yeni adımlar atmasını bekliyorum. Bunun yanı sıra, yaşanması muhtemel ticaret savaşlarının yalnızca dünya ekonomisini değil, Türkiye’yi de etkileyeceği açık. Ancak bu etkinin sınırlı kalması, ülkemizin ekonomik istikrarı açısından kritik öneme sahip.
Türkiye ve Katar arasındaki ilişkilerin, 2025 yılında fiziksel ve ekonomik koşulların olumlu etkisiyle daha da güçleneceğini ve yeni ticari anlaşmalar ile ortak projeler konusunda ilerleme kaydedileceğini düşünüyorum. Ülkemizin çevresinde uzun süredir devam eden yüksek tansiyonun düşmesi, komşu ülkelerin toparlanması ve yeni ticari ve siyasi ilişkilerin kurulması, bölgesel istikrar açısından büyük önem taşıyor. Böylelikle Türkiye, bölgede bir istikrar sembolü olarak konumlanmasının faydasını daha etkili bir şekilde görecektir.
2025’in, hem dünya hem de ülkemiz için dönüm noktası niteliğinde gelişmelere sahne olmasını temenni ediyorum.









