Neden bu yazıya “Bizi biz yapan değerler” adını verdiğimi yazının sonunda anlatacağım. Ama şimdiden, kısaca İtalya’da yaşadığımız bir anıdan dolayı diye ipucu verebilirim.
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada yaptığım bir paylaşım genel olarak okurlarımdan destek aldıysa da görüşlerine değer verdiğim bazı dostlarımın da bir o kadar tepkisini aldım. Durum böyle olunca bu konuda düşüncelerimi detaylandırmak ve sizlerin de varsa görüşlerini almak için buradan yazmaya karar verdim.
Konuyu iki aşamada önünüze getireyim; ilk bölümü 65 yaş ücretsiz taşıma hakkı, diğeri ise toplu taşımada yer verme sorunsalı. Çevremdeki birçok kişiye danıştım, konuştum. Herkesin bu konuda söyleyecek birkaç cümlesi var.
Burada bir detayın altını özellikle çizmek isterim. Prensip olarak toplu taşımada ücretsiz ulaşım hakkının sadece görevli personel için tanımlanması taraftarıyım. Görevli olduğu sürece polis, postacı, sağlık memuru gibi sürekli sokakta hizmet veren kişilerin toplum taşımadan ücretsiz faydalanması kadar doğal bir şey yok. İndirimli seyahat haklarına sahip öğrenci, engelli ve yardıma muhtaç vatandaşların da faydalanma çerçevesi belirlidir. Fakat bu 60 yaş indirimi ve 65 yaş üstünün ücretsiz olması olayını anlayabilmiş değilim. Daha doğrusu sınırsız olmasına bir anlam veremiyorum. Ben ne yaşlı karşıtıyım ne de belediye gelirlerini arttırma peşindeyim. Burada sorun zaten plansız büyüyen büyük şehirlerde ciddi bir karmaşaya dönüşen toplu taşıma sorunlarına çözüm getirebilecek, herkesin nefes alabileceği yeni bir düzenin arayışları…
Geçtiğimiz günlerde İzmir Halkapınar durağından bindiğim bir metro kabininde yolcuları şöyle bir saymaya çalıştım. Ağzına kadar dolu metro vagonunda yaklaşık 55 kişinin neredeyse 30’u 60 ve üstü yaşlarında olduğunu gördüm. Bu sürekli bu ortalamada gidiyor gibi görünüyor. Veya algıda seçicilik var ve ben böyle görüyorum. Ama bu sayı veya ortalama belediye kayıtlarına göre üç aşağı beş yukarı hep bellidir. Ve bir ortalama civarında seyrediyordur diye düşünüyorum. Toplumsal görgü kurallarımız nedeniyle yaşlılarımızın hepsi baş köşede otururken işine yetişmeye çalışan işçiler, okuldan dönen gençler, çoluklu çocuklu genç kadınlar hep ayaktaydı. Eğer KVKK izin verebilse size fotoğrafını çekip göstermek isterdim.
Bazen düşünüyorum da yaş ilerleyince insanlar biraz bencilleşiyorlar mı acaba? Bu sorunun cevabını alabilmek için bir gencin başına dikilip etrafındaki diğer kişilerin yüzüne bakarak destek isteminde bulunan teyzenin yüz ifadelerine bakmak lazım. Geçenlerde kendinde oturmayı bir hak sanan adam Sakarya’da belediye otobüsündeki bir gencin kucağına oturuvermişti. Mazereti de” Madem sen kalkıp yer vermiyorsun ben de buraya otururum” oldu. Halbuki o genç engelliydi ve bir ayağı protezliydi. Yaptığı seviyesizlikle, adeta zorla çocuğa bir engeli olduğunu söylettikten sonra “Ne diye engelli olduğu söylemiyorsun” diye bir de nutuk atma cüretini göstermişti. Yani bu adama göre engelinden dolayı oturan bir genç otobüsteki insanlara engeli olduğunu duyurmak zorundaydı.
Gün geçmiyor ki bir otobüste veya metroda “Çocuğunu kucağına al hanım!” diye bir kadını uyaran bir aklı evvel çıkmasın. Çocuk hasta mı? Yorgun mu? Engelli mi umurunda değil. Sonuçta kalkmak, yer vermek tamamen kişinin isteğine bağlı. İnsanı zoraki olarak oturduğu yerden kaldıramazsın.
Ücretsiz taşımadaki yığılmalardan yaşlılara yer verme sorunsalına kadar geldik. Devir tartışmasız ciddi ölçüde hesap devri. Herkes cebindeki paraya göre kendince bir yaşam standardı tutturmaya çalışıyor. Hal böyle olunca kurumların da gelirlerine göre yatırım ve operasyonel giderlerini ayarlamasının gerekliliği oluşuyor. Açıkçası sık aralıklarla toplu taşımaya zam gelince insan acaba belediyelerin maliyetleri bıçak sırtında mı gidiyor? Yoksa maliyetleri arttıran başka unsurlar mı var? diye düşünmeden edemiyor. Çünkü sürekli artan maliyetlerin artık karşılanamadığını bahane göstererek toplu ulaşıma zam yaparken bu maliyetler belli bir kesimin üzerine mi bölüştürülüyor? Bunu da iyi anlamak lazım. Yani birileri ücretsiz seyahat ediyor ama bu seyahatler gerçekten ücretsiz mi? Yoksa bunu geçmediğimiz köprüler, kullanmadığımız tüneller gibi bir başkası mı ödemek zorunda kalıyor?
Ücretsiz seyahati kaldırabilir miyiz? Tabii ki hayır. Yukarıda da dediğim gibi birçok kategoride ücretsiz veya indirimli seyahat bir gereklilik. Ama yaş nedeniyle yapılan indirimler bir yana ücretsiz seyahat hakkı sınırlandırılmalı. Bir insanın bir gün içinde kaç kez toplu taşımayı kullanması gerekebilir? Zaten sistemde 90 dakika hakkı var. Bu şekilde günde 2, bilmedin 4 kez kullanılması ile sınırlandırılırsa literatürde “rush hours” diye isimlendirilen yoğun saatlerde bir rahatlama yaşanacağını düşünüyorum. Eğer keyfi olarak şehri baştan başa dolaşmayı alışkanlık haline getirenler varsa aylık olarak kartına yüklenen ücretsiz krediyi bu planına göre kullanabilir. Taşıma yükündeki rahatlamanın da mutlaka ulaşım maliyetlerine yansıyabileceğini hesap etmek için uzman olmak gerekmiyor.
Bu noktada biraz da bizi biz yapan değerlere değinmek istiyorum. Bizler zaten ihtiyacı olana, muhtaca, yaşlıya, engelliye gereken yardımı yapacak kültüre sahibiz. Toplu taşımada gerçekten oturması gereken birinin şehrimizde ayakta kalabilmesine ihtimal yok. Buna kimse izin vermez. Buna bizzat ailemden örnek vermek isterim. Sanırım yıl 2004 yılı kış aylarından biri; oğlumuza hamile olan eşimle Roma’da metroda seyahat ediyoruz. Trafiği yoğun bir duraktan bindik ama metro kabini ful dolu. Eşim de yakın zamanda hamileliğinde ufak bir sorun yaşadığından fazla ayakta kalmak istemiyor. Şöyle bir oturanlara baktım. Ayakta hamile bir kadının olduğu yaşlı veya genç kimsenin umurunda değil. Herkes kendi dünyasında… Yani adamların toplumsal kodlarında dur şu kadına yer vereyim olayı yok. Eşim kendi kendine söylendi:” Şimdi İzmir’de olsak biri hemen kalkar yer verirdi”. Daha o sözünü bitirmeden bir genç aniden oturduğu yerden kalktı ve “Gel abla ben seni görmedim buyur otur” diye yer verdi. O an hem utandık hem de ciddi gurur duyduk. Biz işte buyuz dedik. Dünyanın neresine gidersek gidelim DNA kodlarımızda yaşlıya, hastaya, hamileye saygı ve öncelik vardır.
Yaşları 60’a merdiven dayamış olanlar hatırlar; günümüzde olmasa da o yıllarda ilkokul müfredatında yer alan Hayat Bilgisi adında bir ders alırdık. Bu derste yaşlıya, gaziye, hamileye yer vermek, kaldırımda yan yana grup halinde yürümemek gibi konulardan sofra adabına kadar detayları içeren konulara yer verilirdi. Yere tükürmenin, çöp atmanın veya toplumsal kuralların dışına çıkmanın insanı toplumun dışına nasıl ittiğinin altı çizilirdi. Ama bugün bu değerler birer birer tarih oluyor. Uzun uzadıya şu anki durumu yorumlamak istemiyorum. Bu konularda neredeyiz siz daha iyi yorumlayabilirsiniz. Bizler babalarımızın jenerasyonu gibi çocuklarımıza bu toplumsal kuralları aktarmaya çalışıyoruz. Ama bu durum geçmişteki gibi bir eğitim politikasına dönüştürmeden çözülemiyor. Birinin yetişen yeni jenerasyona bu detayları anlatması lazım.
Saygı çerçevesinde olduğu sürece her türlü görüş ve öneriyi tartışabiliriz. Yorumlarınızı bekliyorum.








