“Niyetlere” bakmak gerek, niyetler iyiyse akıbet de iyi olur.
Lakin 2024'ün son yazısını kahrolarak yazıyorum, “niyetler” hiç de iyi değil.
Cehennemi bir kibir, cehalet yüklü egolarla yaşıyoruz, tok açı anlamıyor, idareciler büyük bir gafletle, idare ettiklerini hissetmiyor.
İnsani değerler ucuz işporta malı gibi, pazar tezgâhlarında “alınıp satılıyor” adeta.
Hayatın “manası” maddenin şeytaniliğine tutsak olmuş tükeniyor vesselam.
Ve her an "bir cahil muhteris, bir alimi boğuyor" ülkemde, şehrimde!
“Niyet” dediğim sadece “şeytani menfaat”.
Yılbaşı, bayram, özel günler sadece “tüketimin” körüklendiği, paylaşma ve dayanışma ile birlikteliğin muhteşemliğini öldürüyor. Oysa böyle günlerde “yaradılmışların en özelinin” hayat için iyi dileklerde bulunması, açlığın, sefaletin, yalnızlığın, kibrin yok olması için dua etmesi, mücadele vermesi gerekmez mi?
31 Aralık gecesi…
Bir türlü ciddiye alınmayan toplumsal ve ahlakî çöküş beni düşündürüyor. Kaybettiklerimin anıları, hayallerim, hayal kırıklıklarım, sırlarım, sevdiklerim, düşmanlarımla yaşıyorum.
Ama çocukluğumun yılbaşlarını çok özlüyorum.
Rahmetli babamın Eşrefpaşa pazarından aldığı naylon “Noel Babayı”, “Nail Baba” diye sevdiğim günleri unutamıyorum.
Annemin “akşam sofrası” için öğleden başlayan koşuşturmasını, rahmetli anneannemi, ailemin “en özel bireyi” rahmetli Saki’yi ve tombala saatlerini özlüyorum.
Ben “tek kanallı” TRT günlerini, gece yarısı çıkacak dansözü, Zeki Müren’i, komedyenleri, eski, yeni yıl mesajlarını, kartpostalları çok özlüyorum.
Fakirdik ama mutluyduk…
Komşularımızla paylaşımlarımız, dertlerde birlikteliklerimiz hep geride kaldı.
Sabahları yayın yaparken, her 31 Aralık’ta mutlaka “özeleştiri” öneriyordum.
Israr ediyorum yine. Mevki, makam, şan şöhret önemli değil. Bir avuç toprağın bizi mutlak beklediğini unutmadan, “şeytanilikten” kaçınıp, “şükraniliği” yaşamamız lazım. Ama arada ne menfaat ne ayrımcılık ne ötekileştirme olmamalı.
Eğer bu gece, ülkemin herhangi bir yerinde bir çocuk “aç” uyuyacaksa, güçsüz bir kadın eziyet görecekse, bir yaşlı, soğukta terk edilecekse hepimizden çok, şu “idareci takımının” günah hanesine yazılacak kesinlikle.
“Noel Baba” bizim…
“Nail Baba da” bizim…
Müslüman, Hıristiyan, Musevi fark etmez.
Nereli ve ne renk olduğumuzun da önemi yok.
Önemli olan “insanın insana muhtaçlığıdır”.
Ve bu ihtiyaçlar büyürken, duymazdan, görmezden gelenler için berbat bir “son” kesindir mutlaka.
2025 için yüreğimden “huzur” diliyorum.
Çocuklar aç yatmasın, herkes her sabah tanımadıklarına dahi “günaydın” desin.
“Olan” mutlaka “olmayanla” paylaşsın.
Cehalet ve kibir uzak olsun.
Ve bu yıla özel dileğim, “içinde adam olmayan elbiselerin” farkına varalım artık.
İçiyle dışı bir, özüyle sözü birlerle dost olalım.
Benim “hepinize” ihtiyacım var, peki sizin bana ihtiyacınız var mı?
2025'de "daha insanî günler yaşayalım ve gaflete, kibre düşmeyelim diliyorum!
WhatsApp Hat: 0540 1968178












