Yarım asrı geçti yaşım.
Kendimi bildim bileli Atatürk Milliyetçisiyim, dünyadaki tüm Türklerin, emperyalist kapital oyunlara ve tuzaklara düşmeden “birliklerinden” yanayım ama gel gelelim Girit’ten göçen 4. kuşak bir İzmirli olarak doğduğum şehirde, en güvendiğim insanların “doğrudan” vazgeçmelerini izliyorum ibret ve dehşet ile.
Derler ya hani “Sultan Süleyman’a kalmamış bu dünya” diye? İşte bu gerçekten yola çıkarak yazıyorum size. Zira az önce öyle bir haber öğrenip siteye yükledim ki, yüreğim hakla acıyor! Defalarca yazdım “sussam gönlüm razı değil, konuşsam tesiri yok”. Gönül verdiğim, destek verdiğim, oy verdiğim CHP dahi, öyle bir “yanlışlar deryasında yelken açmış ki” anlamıyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kim? Mustafa Kemal Atatürk.
Peki Atatürk, İngiliz cetvelleriyle mi çizmiş sınırları, yoksa milletinin kanıyla mı? Peki Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ilk neler yapılmış?

Önce “ekonomi” denmiş.
Çünkü bilirmiş ki “askeri zaferler, ekonomik zaferlerle taçlanmazsa” sonuç bir halt olmaz!
İşte bu yüzden “devletçilik” demiş…
Çünkü yine bilirmiş Osmanlı’nın iç ve dış sahte dostlarla nasıl sömürge yapıldığını, doğduğu Selanik’in dahi parayla satıldığını.
Sonra “milliyetçilik” ve “halkçılık” demiş. Milliyetçilik dediğim de Atatürk’ün çağdaşı bazı faşistler gibi, kan, ırk üstünlüğü saçmalığına dayanmıyor ama. Yurt birliğine dayanıyor. Çünkü bilirmiş emperyalistlerin asırlarca Osmanlı zayıfladıkça, gözü gibi baktığı halkları nasıl kışkırttığını. Anadolu’nun neresinde doğarsa doğsun, hangi mezhep ve inançtan olursa olsun asıl olan “Türk Milleti” birliğinde buluşmak, o yüzden “ne mutlu Türküm diyene” sözü en çok, Ortadoğu’yu bugünkü hale getiren eli kanlı emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerin tadını kaçırırmış. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Balkan kökenliler hep aynı bayrak ve aynı ülkü altında bir olmuşlar yıllarca. Bugün Türkiye’yi, Ortadoğu’dan ayıran “millet olma bilincidir” ve bu özellikle İngiliz aklının kışkırttığı sözde inanç gruplarının hoşuna gitmez.
Halkçılık ise tam bir toplum projesidir insanca. Kulun, kula kulluğunu ortadan kaldırır. Eşitlik ve hak gerçeği vardır özünde. Kimse kimseden üstün değildir, fırsatlar eşittir. Ekonomik sefalet halk gerçeğinde mümkün olamaz. Bugünkü gibi “bırakınız yapsınlar, satsınlar, parası olan yaşasın, olmayan ölsün” siyasetini Atatürk, başlarken yırtıp atmıştır. Zira bu da bir emperyalizm tuzağıdır. Atatürk, devletin ebet müddet olmasını da tamamen eğitim ve liyakate bağlamış. Oysa bugün CHP dahil tüm siyaset “senci benci” kavgasında ülkeye karanlık getirmiştir.
Yukarıda bir haberden bahsetmiştim ya beni kahreden. Gencecik teğmenlerin “Mustafa Kemalin Askerleriyiz” sözünü, mezun olma gururuyla haykırdıkları için başlarına gelen ve aylardır süren şu olmayacak iş.
Habere bakın, sadece bu kadarı da kâfi aslında, “Kara Harp Okulu Dönem Birincisi Ebru Eroğlu İhraç Talebiyle Disipline Sevk Edildi!”

Peki suç ne “Atatürk’ün askeri” olmak mı? Peki kimin askeri olmalılardı? Aylardır bazı kesimler, bu genç teğmenlere saydırmaktan vazgeçmedi ama, başta CHP olmak üzere güya bu işe karşı olan pek çok kesim sustu. Yani “ihraç edilirlerse edilsinler” duygusuna geçtiler. Hiç karşı çıkmasın kimse, zira Özgür Özel ve şürekasının da aylardır neler söyledikleri malum.
Peki bu kadar kolay mı “ihraç”?
Tabii ki kolay…
“Atın” denir atılır, kılıfına da uydurulur. Maksat Atatürk’e bedel ödetmekse, zaten 1980’den beri herkes kolayca bunu yapıyor. Mefkureyi bırak, heykel büst dik, dev posterlerle yılda bir gün yürü bitti, gitti.
“İlm-i siyaset” dermiş eskiler, şimdi ise “siyaset-i enkaz” ve “siyaset-i Kibriya” şeytanlığı pirim yapılıyor, menfaate odaklanan siyasette, söz konusu menfaatse siyasi idealler teferruat kalabiliyor. Makamlara çöreklenen muhteşem kibir ve muhterislik, her gün sabahtan akşama “cahile alim boğduruyor”!
Hala anlamıyoruz “kimlik” değiştiğini.
Çok konu var gündemde masaya yatırılacak. Ama ortada bilgiye önem veren sağlı sollu siyaset olmayınca, en ciddi konu bile sabun köpüğüne dönüşebiliyor. En ciddi meseleler bile en fazla bir hafta gündemde kalıyor.
Gelelim İzmir’e…
Ankara ve İstanbul’u saran “kayyum” korkusu, “konser soruşturmaları” gibi konular henüz İzmir’i sarmadı.
Herkes yaşadığına mükemmel diyor ne diyelim? Herkes muhteşem, herkes “en bilir” herkes “vazgeçilmez”. Oysa mezarlıklar da kendilerini “vazgeçilmez” sayanlarla dolu değil mi?
İzmir 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler sonrası inanılmaz bir yabancılaşma ve değişime girdi. Körfez konusu dışında ne iktidarın ne de muhalefetin söyleyecekleri bitmediği gibi, körfezle ilgili şovlar da çözüme ilişkin değil. Ama boş verin, nasılsa güzü olanlar koku duymayacakları yerlere göçebiliyor. Koku ise gerçek İzmir halkının 50 yıllık meselesi aslında. Lakin tabii ki önemli olan nedir? “Dünü unut, günü yaşa, dostunu sat, yarın inşallah”
Uzatmayacağım, zaten bu yazıyı da sonuna kadar kimler okur tahmin ediyorum. Lakin derdim İzmir içim kayıt düşmek tarihe. Çünkü İzmir, İzmir olalı böyle günler yaşamadı.
Son olarak pek muhterem Cemil Tugay başkana iki çift lafım var.

Kendisini, görüşme fırsatı lütfettiği muhteremlere söylediği gibi “çok yoğun”, her şeyi takip edemiyor. Onun için asıl olan, kendisi için başkalarının hazırladığı “yol haritasının navigasyonunda” yürümek sanıyorum. Lakin “tarihi, koleksiyonculuk” sananların yarınlarda başına açacağı olası işlere de dikkat edip, kulağını “yakınlarına” vermek kadar “eleştirenlere de” vermesi icap ediyor artık. Her duyduğuna inanmak, her gördüğüne de hemen aldanmak bir liderin yapacağı iş değil, maazallah siyasi aktörler için “siyasi mevta” olmak da her zaman olasıdır. Makamlar geçicidir kalıcı olan ise sadece gök kubbede daimî hoş sada bırakabilmektir.
Bu kadar az zamanda inanılmaz sayıda kalp kıran, liyakati yerlere seren, eleştiriyi hakaret sanan Sayın Cemil Tugay’a en kalbi iyi, duygularımla feraset ve hoşgörü diliyorum, zira zulümle abat olanın ahiri berbat olur!
…Son sözümüz bu yazılık: Türkiye’yi de İzmir’i de hiç de iyi bir yıl beklemiyor. Havada kara bulutlar sadece “şiddetli sağanak yağışı” değil, emperyalizm kokulu değişim ve dönüşümleri de hissettiriyor. Oysa hayatta en hakiki olan bilimdir, sorgulamadır. “Mış” gibi yapanların sonunu tarihte hiç de iyi görmüyoruz. Hele de “aslı varken” kopyayı gerçek sananlara görünen yol ise mutlak tozlu raflarda yok olmaktır tarihen.
…Ve siz yurttaşlar, her türlü ekonomik zorluğu yaşarken seçtiklerinizin samimiyetlerini hiç merak ediyor musunuz? Bunca fenalıkların bu kadar kolay yaşanabilmesinin nedeni nedir sizce?
Yazıyı buraya kadar okuduysanız, haydi iki satır da aşağıya düşüncenizi yazın ki ben de bu karamsarlıktan kurtulayım. Haydi yok mu cesaretli Cumhuriyet Yurttaşı?
Ne Mutlu TÜRKÜM diyene ve dahi Kahrolsun Emperyaliz ile Uşakları!













Nâzım Hikmet’in İzBB Yayınlarından çıkan kitabını kitap fuarında sattırmayan koleksiyoncudan mı söz ediliyor? Apikam’ın on ciltlik İzmir’in yüz yılını anlatan kitapları da. (Tunç Soyer önsözü var diye)
Ne diyeyim. Dilerim, ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları umut. Nazım Hikmet
Sayın Hasan Tahsin bey, Yazınızı okudum. Bu ülke ve izmir için içinizin yangınını hissediyorum. Umuyorum Cemil Başkan da yazınızı okuyup size dönecektir. Dönmesi de gerekir. Zira isteğiniz kişisel değil İzmir için. Selam ve dostlukla...