HADSİZLİĞİN BÖYLESİNİ GÖRMEDİM!
Bu yazıda biraz “kişisel” takılalım izninizle. Zira benim yaşadığım bu durumu, sizlerin de yaşamayacağının garantisi olamaz artık!
Yazdım konuştum ve her kelimemin, her söylediğimin arkasındayım. Aslında bu “Yanık Yurt” meselesine nokta koymaktı niyetim. Zira Büyükşehir Belediyesi’nde “genel sekreter” değişimi bana “İzmirlilik kimliğinin savunulması” zamanının geldiğini hissettirdi. Ancak ben “kimlik savunması” hazırlarken öylesine inanılmaz bir olay yaşadım ki!
Daha önce de yazdım bilenler biliyor. 2014 yılında zamanın İzmir Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun çağrısıyla “tarih danışmanı” seçildim ve Apikam’da göreve başladım. Apikam zamanlarımı şimdilerde ayrı bir yazı konusu etmeye başladığımdan kısa geçeceğim. Daha sonra 2019’da Aziz Bey’in veda, Tunç Soyer’in seçilmesiyle, ayrılmak istesem de Apikam’da koordinatör olarak çalışmaya devam ettim. Şimdi ise sadece emekliyim ve kendi başıma asli mesleğim olan gazeteciliğe döndüm.
31 Mart seçimleri sonrası Cemil Tugay başkan seçildi. Doğaldır kendi çalışma arkadaşlarını da belirlemeye başladı. Tabii ki Apikam’a da atamalar yaptı. Yani vurgulamam gerekir ki Apikam, resmi bir kurumdur. Atamalarda daha önce iki yıl kadar müdürlüğe vekalet eden ama Tunç Soyer’in başkanlığında görevden alınan, Apikam’ın kuruluşundan itibaren çalışmış, önce “işçi” sonra “memur” edilmiş Kemal Saygı yeniden müdür atandı. Yanına da aslında meclis onayı olmayan lakin kendini “başkan danışmanı” tanıtan Aybala Yentürk adında bir gıda mühendisi/koleksiyoner/küratör de müdürün üstüne mi yanına mı bilinmez atandı. Bu hanım şahıs daha sonra İzelman adlı şirkete de “yönetim kurulu başkanı” yapıldı. Ha bu arada bu hanım şahısın eşi pratisyen hekim/koleksiyoner/yazar/küratör Nejat Yentürk de resmi olarak Apikam’a olmasa da bir şirketin “yönetim kurulu üyesi” yapılarak yine Apikam’a monte edildi.
Burada rahatlıkla yazabilirim ki “Yentürk ailesinin” belediye bünyesindeki “görevleri” bizzat Başkan Tugay’ın da şahsıma söylediği gibi “Apikam bünyesinde sergiler” hazırlamaktı. Lakin olaylar böyle gelişim göstermedi ki “işin içinde başka hırslar ve amaçlar” vardı. Bu hırsları tek tek bir sonraki yazımda toparlayıp anlatacağım.
“Yentürk ailesi” göreve gelir gelmez, yaklaşan 9 Eylül için çalışmalara giriştiler. “Hevesli gençleri” bulup, “müdürü de” yanlarına katıp bir “ekip oluşturdular”. Ancak çok ilginçtir, sergi çalışmalarından önce, nedenini anlayamadığım bir amaçla kurum içinde yıllardır “arşivleme” konusunda çalışıp uzmanlaşmış bir personelin elinden “arşivi” alıp sürdüler.Daha sonra o “hevesli gençlerinin” içinden yeni bir kadro oluşturup, kurumun diğer çalışanlarına ya mobbingle yok sayıp ya da “maraba” gördüklerinden kendilerince bir yol oluşturdular ve kolları sıvadılar. Kaldı ki zamanları sadece 5 yıl.
9 Eylül için de bizzat Bay Nejat’ın ifadesiyle “20 yıldır bir şey yapılmıyor. 9 eylüle bomba gibi bir sergi hazırlıyoruz. Önceki sergiden bambaşka bir yaklaşımla. Bol sürprizli. Yeni. Sarsıcı”sergi hazırlamaya giriştiler. Konu ise tam kafa karıştırıcı türdendi “Yanık Yurt”.
Neyse sergi duyurulduğunda ilk tepkiyi ben verdim. Ama sergiye gideceğimi de belirttim. Çünkü sergi muhteşem bir zamanlama hatası ile açıldı. 9 Eylül coşkusuna “yanık kokusu” bulaştırmak ayrı tartışma konusu. Asla unutmayacağım.
Eleştirdim, eleştirmeye devam edeceğim…
Hatta başka ayrıntıları da zaman içinde ortaya koyacağım. Çünkü bu çalışmanın bazı “hadsizliklerin” başlangıcı olacağını nasıl tahmin edebilirdim?
Sergi ziyareti yaptım. Ne yazık ki İzmir tarihindeki en sönük 9 Eylül sürecine en uygun çalışma olmuştu. Yeni, sarsıcı tek bir ayrıntı olmadığı gibi, hafızalarını gölgeleyen kibir ve hırs yüzünden de o kurumun yaşadığı zamanları yok sayma saygısızlığı göstermişlerdi. Hele Bay Nejat’ın açılıştaki o kibir dolu konuşması zaten, İzmir’de “tarihçiliğin” kendileriyle başladığını iddia edecek kadar sevimsizdi.
Sergi ziyareti yazım www.egeaktuel.com sitesinde yayınlandıktan sonra, beni de şaşırtacak kadar çok okundu. Hatta CHP Genel Merkezi dahi benimle iletişime geçmek için adım attı. Ardından da 24 Eylül 2024 akşamı, kendi sosyal medyamda İzmir Araştırmacısı ve Yazar Sevgili Yaşar Ürük’le “İzmir Yangını” üzerine bir yayın yaptım. Yayın sırasında fark ettim ki, Apikam adresinden Instagram’da izleniyorum. İzleyen kimdi gerçekte tabii ki bilmiyorum.
25 Eylül günü ise her gün olduğu gibi Apikam’ın sosyal medyasına bakayım istedim ve şok! Apikam bana her mecrada “engelleme” uygulamış.
Sessiz kalabilir miyim? Asla… Sonuna kadar büyüteceğim bu hadsizliği.
Evet hadsizlik. Demek ki Apikam, resmi kurum olmaktan çıkmış ve birilerinin “özel alanı” ilan edilmiş. Bu kabul edilebilir mi?
Bakın şimdi, birkaç yıl önce İzmir Valisi olan Yavuz Selim Köşger’i de sıkı eleştirdiğim için Vali Köşger beni şahsi sosyal medyasında “engellemişti”. Ama “İzmir Valiliği” bu engellemeyi yapmadı. Ya da pandemi sırasında Sağlık Bakanı olan Fahrettin Koca’yı, Fahrettin Altun’u, AK Parti’yi eleştirdim, eleştiriyorum. Ancak tek bir “kurum” bile bana “engelleme” yapmamıştı.
Bana ağır gelense bu saygısızlığı, hadsizliği yaşadığım kurumun üst iradesinin CHP referanslı oluşu. Demokrasi yol seçen bir partinin belediyesinin böylesine faşistçe bir eyleme göz yumması, bildirdiğim halde il başkanının, milletvekillerinin, parti yöneticilerinin ve kahrolarak yazıyorum İzmir Basınının “üç maymunu” oynaması ibretliktir.
Apikam, Kemal Saygı’nın, Aybala ve Nejat Yentürk’ün çiftliği değildir. Apikam İzmir’in kozmik odası, hafızası ve arşividir. Oradaki her belge, fotoğraf ve objenin korunması, saklanması bir namus meselesidir ve bu meselenin muhafızı da Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Umarım Apikam arşivi de “birilerinin” özel arşivi haline gelmez!
Şimdi kaygım büyüdü. Çünkü başka tehditler de var.
Ama şu da bilinmeli ki, yerimde saymaya, dönmeye, vazgeçmeye niyetim yok. Hem sorulara cevap vermeyeceksin hem türlü mobing ve iftiraları yapacaksın hem iletişimden kaçacaksın hem de zulüm ve hadsizliği “çalışmak” göreceksin. Yok öyle yağma… İzmir kimsenin babasının mülkü değil, olamaz, olmayacak!
Zulme sessiz kalan zalimin ortağıdır nazarımda.
Size bu olay basit gelebilir, bunca sorunda bu nedir diye sorabilirsiniz? Ama niyet ve akıbet bağlamında benim yaşadığım yakında sizin de başınıza gelebilir. Çünkü ortada muhteşem bir kötü model var.
Yakında bana “belediye otobüsüne, metro ve vapura binme yasağı” gelebilir. Hatta belediye meclisi beni “İzmir’den sürme” kararı da çıkarabilir, hatta başkan beni “yakalatıp” ağzıma acı biber de sürebilir…
Şaka bir yana başta CHP kurumsalı ve Başkan Cemil Tugay olmak üzere, İzmirlilerin lütfettiği tercihlere “istismar” değil “demokratik hoşgörü” ile yaklaşmayı öğrenmeli.
Velhasıl, diyeceğim budur.













Çok üzgünüm belediyeyi çiflikleriymiş gibi yönetiyorlar ,demokrasi dersi vermek gerekli Atamın altı okunun anlamını içeriğini bilmeyen kişiler partide söz sahibi olmuş aile şirketine donüştü çok üzgünüm