Toplumlar bir günde değişmez. Değişim, yıllar içinde fark ettirmeden yaşanır. Sonra bir gün dönüp baktığınızda, eskiden “ayıp” denilen birçok davranışın artık kimsenin dikkatini bile çekmediğini görürsünüz.
Bugün en çok düşündüren konulardan biri de genç kuşağın toplumsal kurallara bakışındaki değişim. Elbette her genci aynı kalıba sokmak haksızlık olur. Ancak sokakta, toplu taşımada ya da günlük hayatın içinde karşılaştığımız bazı manzaralar, bu değişimin yönü hakkında ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Toplu taşımada yaşlı bir insanın ya da hamile bir kadının ayakta kalması artık kimseyi rahatsız etmiyor. Çoğu kişinin gözü telefonda, kulağında kulaklık. Çevresinde olup biteni görmezden gelmek, sanki modern hayatın doğal bir parçası hâline geldi. Oysa saygı, yalnızca büyük laflarla anlatılan bir değer değildir; bazen oturduğun koltuktan kalkabilmektir.
Benzer bir tabloyu sokaklarda da görüyoruz. Yürürken sigara içmek, dumanını başkalarının yüzüne savurmak, izmariti yere atıp yoluna devam etmek… Bunlar artık sıradan davranışlar olarak görülüyor. Oysa kamusal alanlar yalnızca bireyin değil, herkesin ortak yaşam alanıdır. Özgürlük, başkasının yaşam hakkını rahatsız etmediği sürece değerlidir.
Sorun yalnızca bunlarla da sınırlı değil. Yüksek sesle konuşmak, sıraya kaynak yapmak, çevreyi rahatsız edecek şekilde davranmak, en küçük uyarıya öfkeyle karşılık vermek… Bunların hepsi aynı anlayışın ürünü: “Ben rahat edeyim, gerisi önemli değil.”
Teknolojiyi, sosyal medyayı ya da değişen hayat şartlarını suçlamak kolaydır. Ancak hiçbir ekran, hiçbir uygulama insana saygısız olmayı öğretmez. Saygıyı öğreten de kaybettiren de insandır. Ailede, okulda ve toplumda verilen örneklerdir.
Belki de asıl kaybettiğimiz şey nezaket. Çünkü nezaket ortadan kalktığında empati de azalıyor; empati azaldığında ise insanlar birbirini yalnızca kalabalığın bir parçası olarak görmeye başlıyor.
Bir toplumun gerçek gelişmişliği, binalarının yüksekliğiyle ya da teknolojisiyle değil, insanların birbirine gösterdiği saygıyla ölçülür. Eğer bu değeri koruyamazsak geriye sadece aynı şehirleri paylaşan ama birbirini görmeyen insanlar kalır.
Son olarak tahammülsüz bir gençlik yetişiyor. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde bir öğrenci, tam da hukuk öğrencilerine söylenecek bir sözün yer aldığı, Hud Suresi’nin 112. ayetinin yazılı olduğu bir pankart açtı: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”
Bazı öğrenciler ise pankartın görülmesini engellemek için önüne dizildi. Bu gençleri de maalesef bizler yetiştirdik. Mezun olmak elbette önemlidir; ancak sanırım asıl önemli olan insan olabilmektir.








