İnsan bazen gecenin sessiz bir anında, bazen de yıllar önce geçtiği bir sokağın önünden yeniden yürürken aynı soruyu kendine sorar: "Acaba o gün farklı bir karar verseydim bugün kim olurdum?" Bu soru, pişmanlığın değil, merakın ürünüdür. Çünkü insan hayatı seçimlerle örülüdür. Okuduğumuz okul, seçtiğimiz meslek, evlendiğimiz kişi, taşındığımız şehir... Kimi zaman uzun uzun düşündüğümüz, kimi zaman ise birkaç saniye içinde verdiğimiz kararlar hayatımızın yönünü belirler. Fakat zihnimizin bir köşesinde her zaman görünmeyen başka yollar da kalır. Gitmediğimiz sokaklar, binmediğimiz trenler ve "acaba" diye başlayan cümleler...
İlginç olan, bu sorunun yalnızca filozofları değil, fizikçileri de uzun yıllardır meşgul ediyor olmasıdır. Seçmediğimiz hayat gerçekten başka bir yerde yaşanıyor olabilir mi? İkinci soru, genellikle "çoklu evren" (Many Worlds) fikriyle ilişkilendiriliyor. Günlük hayattan başlayalım; diyelim ki üniversiteden mezun olduk ve önümüzde iki seçenek vardı: Şirket kurmak veya yurt dışına taşınıp büyük bir şirkette çalışmak. Ve siz ilkini seçtiniz. Bugün geriye dönüp "Acaba diğerini seçseydim ne olurdu?" diye düşünebilirsiniz. Psikoloji açısından bunun cevabı yoktur; sadece olasılıklar üretiriz. Fakat fizikçilerden bazıları şöyle diyor: Belki de o ikinci ihtimal gerçekten gerçekleşti. Sadece sen o evrende yaşamıyorsun. Bugünkü tartışma konumuz da bu…
Bu fikir nereden geliyor? Bu düşünce, kuantum fiziğindeki ölçüm problemine çözüm olarak 1957'de Hugh Everett III tarafından ortaya atılmış. Kuantum dünyasında bir parçacık ölçülene kadar birçok durumda bulunabiliyor gibi görünüyor. Örneğin elektron burada da olabilir, orada da olabilir. Biz ölçtüğümüzde tek bir sonuç görüyoruz. Everett'in yorumu ise şuydu: Aslında elektron tek bir sonucu seçmiyor. Evren ikiye ayrılıyor. Bir evrende elektron solda, diğer bir evrende ise sağda. Bu insan hayatına uygulanabilir mi? İşte popüler kültürün sevdiği nokta burası. Örneğin: Bu sabah kahve içtin. Ama çay da içebilirdin. Many Worlds yorumuna göre teorik olarak: Bir evrende kahve içtin ve başka bir evrende çay. Daha büyük kararlar için de aynı mantık öne sürülüyor: Evlendin/Evlenmedin, Türkiye'de kaldın/Belçika'ya yerleştin, kitap yazdın/hiç yazmadın. Her olasılık kendi evreninde devam ediyor olabilir. Ama bunun kanıtı var mı? Hayır. İşte en önemli nokta bu. Many Worlds matematiksel olarak tutarlı bir yorumdur ancak bugüne kadar doğrulanmış değildir. Şu ana kadar hiçbir deney:başka evreni görmedi, başka evrenle iletişim kurmadı, dallanan evrenleri gözlemlemedi. Dolayısıyla bu, kanıtlanmış bir gerçek değil, kuantum mekaniğini yorumlama biçimlerinden biridir. Başka açıklamalar da var. Dolayısıyla fizikçiler arasında tek görüş bu değildir. Örneğin Niels Bohr ve Werner Heisenberg tarafından geliştirilen yaklaşım der ki; ölçüm yapılınca olasılıklar tek bir sonuca çöker. Yani evren bölünmez ve tek gerçek vardır. Diğer ihtimaller gerçekleşmemiştir. Bu görüş hâlâ fizikçiler arasında oldukça yaygındır.
Determinizm ne diyor? Başka bir bakış açısı ise şudur; eğer evrendeki bütün atomların konumunu ve hızını eksiksiz bilseydik, geleceği de hesaplayabilirdik. Bu görüş, klasik fizikte Pierre-Simon Laplace ile özdeşleşmiştir. Ancak kuantum mekaniği ortaya çıktıktan sonra bu düşüncenin evrensel geçerliliği ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı.
Bu durumda insan özgür irade nerede kaldı diye sormadan edemiyor. Burada işler daha da karmaşıklaşıyor. Eğer gerçekten sonsuz evren varsa sen bütün kararları veriyorsun ve her ihtimal bir yerde yaşanıyor. Bu durumda "özgür irade" kavramının anlamı değişiyor. Eğer tek evren varsa; verdiğin kararlar gerçekten geleceğini belirliyor. Bu nedenle özgür irade tartışması da çoklu evren fikriyle sık sık birlikte ele alınır.
Benim en ilginç bulduğum taraf, çoklu evren fikri doğru olsa bile, bunun günlük yaşam açısından pratikte pek bir farkı olmaz. Çünkü hangi evrende olduğuna karar veren yine şu anki seçimlerimizdir. Sen yalnızca bu evreni deneyimlersin; diğer dallardaki "sen" ile bilgi paylaşamaz, onlardan haberdar olamazsın. Dolayısıyla "başka bir evrende farklı bir seçim yaptım" düşüncesi, bugünkü kararlarının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Belki de bu yüzden, bu fikir hem bilim insanlarının hem de filozofların ilgisini çekiyor: Matematiksel olarak ciddiye alınabilecek kadar sağlam bir yorum sunuyor, ama deneysel olarak henüz doğrulanamadığı için aynı zamanda derin bir felsefi tartışma alanı olarak kalıyor.
Şimdi bir sonraki adımda zamanın gerçekten var olup olmadığı, geçmiş ve geleceğin aynı anda var olması (blok evren) ve bunun kader ile özgür irade üzerindeki etkileri hakkında da konuşalım. Bu konu, çoklu evren tartışması kadar hatta bazı yönlerden daha da düşündürücüdür. Blok evren (Block Universe) fikri, bence çoklu evren kadar ilginç, hatta bazı fizikçilere göre daha ciddi bir teorik zemine sahiptir. Çünkü kökeni doğrudan Albert Einstein'ın uzay-zaman anlayışına dayanır. Şöyle düşünelim; eski sinema filmlerini hatırlarsak, film aslında binlerce kareden oluşur. Projektör çalışırken biz de bu kareleri sırayla görürüz. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık, bunların hepsi bize göre "gelecek" ve "geçmiş" gibi görünür. Ama projektörü elinde tutan biri için filmin tamamı aynı anda vardır. İlk kare de oradadır, son kare de, aradaki bütün kareler de. Blok evren modeli tam olarak bunu söyler.
Kendimize sıkça sorarız zaman gerçekten akıyor mu? Şöyle bir düşündüğümüzde biz zamanı akan bir nehir gibi hissederiz. Ama blok evren görüşüne göre zaman aslında akmaz. Biz sadece zaman içinde ilerlediğimizi hissederiz. Aslında 1995, 2026, 2055 hepsi uzay gibi var olmaya devam eder. Nasıl ki İstanbul ile İzmir aynı anda mevcutsa, bu görüşe göre çocukluğun ve yaşlılığın da aynı anda "uzay-zaman" içinde mevcuttur. Dört boyutlu evren modeli gerçekten insanın zihnini zorluyor. Biz üç boyut görmeye alışığız; sağ-sol, ileri-geri, yukarı-aşağı. Einstein'ın yaklaşımında buna bir boyut daha eklenir: Zaman. Dolayısıyla evren dört boyutlu bir yapıya dönüşür. Biz ise bu dört boyutlu yapının içinde ilerleyen bilinçleriz. Bunun sonucu çok şaşırtıcıdır. Eğer blok evren yaklaşımı doğruysa gelecek henüz oluşmuyor olabilir. Çünkü zaten oluşmuş durumdadır. Biz sadece henüz oraya ulaşmamışızdır. Yani sizin 80 yaşınızdaki hâliniz bu modele göre şu anda da uzay-zamanın başka bir noktasında "mevcuttur". İşte en büyük tartışma burada başlıyor. Eğer gelecek zaten mevcutsa o zaman gerçekten seçim yapıyor muyuz? Yoksa seçim yaptığımızı mı hissediyoruz? Bunun kesin cevabı yok. Bazı filozoflar şöyle der; “Özgür irade bir yanılsamadır”. Bazıları ise:” Geleceğin var olması, seçimlerin önemsiz olduğu anlamına gelmez”. Siz yine seçim yapıyorsunuz sadece bu seçimler de blok evrenin bir parçası. Bir dağın zirvesinde duran birini düşünün. Aşağıdaki tren rayının tamamını görüyor. Trenin nereden geldiğini de biliyor, nereye gideceğini de. Ama trendeki yolcular sadece önlerindeki birkaç yüz metreyi görebiliyor. Blok evren fikrine göre biz trendeki yolcular gibiyiz. Evrenin tamamını görebilecek bir bakış açısından ise geçmiş ve gelecek birlikte görülebilir. Einstein, yakın arkadaşı Michele Besso öldüğünde ailesine yazdığı mektupta şöyle demişti:"Biz fizikçiler için geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım, inatçı bir yanılsamadan ibarettir." Bu cümle, blok evren anlayışının en çok alıntılanan ifadelerinden biridir.
Çoklu evren ile blok evren birleşebilir mi? Bu da çok sorulan bir sorudur. İlginç olan şu ki, bunlar birbirini dışlamak zorunda değildir. Hayal edelim; blok evren tek bir kitabın bütün sayfalarının aynı anda var olmasıysa, çoklu evren kütüphanedeki milyonlarca farklı kitabın aynı anda bulunması gibidir. Yani her kitap farklı bir olası tarih içerir. Her kitabın içinde de bütün zaman çizgisi baştan sona zaten "mevcuttur". Bu, bazı fizikçilerin ve filozofların tartıştığı olası bir birleşik bakış açısıdır, ancak bugün için doğrulanmış bir fizik modeli değildir. Beni en çok düşündüren taraf bu fikirlerin hiçbiri, bugünkü kararlarını anlamsız hâle getirmez. İster tek bir zaman çizgisi olsun ister çoklu evren ister blok evren, yine yalnızca kendi deneyimlediğimiz yaşamı yaşıyoruz. Karar verirken belirsizliği hissediyoruz ve sonuçlarını deneyimliyoruz. Fizik, evrenin yapısını açıklamaya çalışır; "nasıl yaşamalıyız?" sorusunun cevabı ise hâlâ büyük ölçüde felsefenin alanındadır. Belki de bu yüzden bu konular hem bilimsel hem de varoluşsal açıdan bu kadar etkileyicidir. Evrenin yapısını anlamaya çalışırken, aslında kendimizi ve zaman içindeki yerimizi de sorgulamış oluruz.
Bu hafta seçimlerimiz, paralel evren, blok evren teorileri derken aklımı kurcalayan bu bilimsel konularda kısa bir internet araştırması yaptım ve sizlere farklı bir yazı hazırlamaya çalıştım. Umarım merak uyandırdığım okurlarım daha detaylı bilgiyi kaynaklarından araştırır.
Seçimlerimizin bizi her zaman mutluluğa ve huzura götürmesini dilerim.








