Yaşı ellileri aşmış olanlar bilir. Misafirin geleceği haberi ulaşınca evde birden bir telaş başlardı. “… hanım; akşama size gelecektik, müsait misiniz?” veya “Cuma akşamı size geleceğiz, müsait misiniz?”. Bu nazik soruya tabii ki olumlu dönülürdü. Hiçbir misafire -habersiz gelse bile tanrı misafiri olduğundan- hayır demek geleneğimizde yoktu.
Evin hanımı hazırlıksız yakalanacağı telaşıyla ev içinde bir oraya bir buraya koşturmaya başlardı. Her evde bir elektrik süpürgesi yoktu. O yüzden genellikle elde bir gırgır hemen temizlik başlar ve ev dip köşe temizlenirdi. Egede oturanlar gırgırı iyi bilir. Basitçe; elektriksiz süpürge de diyebiliriz. Şaka bir yana gırgırın performansına şimdiki temizlik robotları yaklaşamaz diye düşünüyorum. Belki mop özelliği yoktu ama süpürmede rakipsizdi. Bizim evde de gırgır vardı. Annem elinde aldığında bir saatte evi baştan aşağı süpürürdü.
Anneannemlerde ise Hoover bir elektrikli süpürge vardı. O ortaya çıktığında kaçacak delik arardım. Adeta canavar gibi ses çıkarırdı. Anneannem onu kullandığında hemen bir divanın ulaşılamaz ve güvenli limanına sığındığımı söylerdi. Halen o süpürgenin kızgın yüzü ve dik vaziyette yuttuklarını depoladığı torbası gözlerimin önüne geliyor.
Temizlik evde süredursun sokakta da ayrı bir telaş vardı. Akşama gelecekler eğer yemeğe geliyorlarsa bakkal ve manav alışverişi gerekebilirdi. Bunun yanında duruma göre kuru pasta veya tatlı da mutlaka düşünülürdü. Özellikle önemli bir misafir ağırlanacaksa evin tertibi, düzeni yanında yapılacak ikramlar da ön plana çıkardı.
Bir çoğumuz Zeki Alasya & Metin Akpınar klasiklerinden Aşk Olsun oyununu hatırlayacaktır. Kız istemeye gelecek aile için evin hanımı Nevra Serezli’nin canlandırdığı karakter bir yandan evi temizleyip düzenlerken bir yandan da konu komşudan ev aleti ödünç alırdı. Öyle ya evde şu alet yokmuş, bu makine yokmuş dedikodusu olmasın, zengin gözükelim mantığıyla bu hazırlıklar komşudan eksikleri tamamlamaya kadar gidebilirdi.
Misafirler nerede ağırlanacak? İşte bu kolay bir soruydu. Her evde salon olarak kullanılan görece daha büyük oda “Misafir Odası” olarak da tanımlanırdı. Herhalde dünyanın hiçbir yerinde böyle bir tanımlama yoktur. Misafir odası 25-30 m2 alanında evin en güzel, en rahat ve ferah odasıydı. Mobilyalar, vitrin, büyük yemek masası ve sonraları ikinci TV bu odada yer alırdı. Odadaki her şeyin üzerinde tozdan ve zamanın etkilerinden uzak kalmak için örtüler bulunurdu. Bu odaya misafirlik süreci dışında girmek kesinlikle yasaktı. Kışın ısınma maliyetlerinin düşürülmesi için kapısı sürekli kapalı tutulurdu. Ama misafir gelecekse toz alınır, örtüler kalkar ve oda iyice ısıtılırdı. Çocukken ister istemez bu durum garip gelirdi. Yıl boyunca daracık oturma odasında otur. Gaz veya kömür sobasının sıcağında kal. Ama misafir gelince birden geniş ve ferah alanlara yayıl.
Özellikle Avrupa’daki orta ve düşük gelir düzeyindeki evleri ziyaret edenler bilir. Evler bir ya da iki odadan oluşan 40-50 m2’yi geçmez. Bizde ise – şu anda bu yavaş yavaş değişiyor – üç oda bir salon ev standarttı. Küçük olsa bile İki oda bir salon da bazı küçük aileler veya bekarlar tarafından tercih edilirdi. Günümüzde artık insan eğer bekarsa mutfak dahil orta büyüklükte sadece bir odada yaşıyor. Yakında o küçücük odaya tuvaleti de ekleyecekler. Zira trend bu yönde, New York gibi büyük metropollerde WC’nin de o bu oda içine eklendiğini sıkça görüyoruz.
Misafirlik konusunda sayfalarca yazabilirim. Misafir gelecek ailenin çocukları ile başta utangaç bir tavır sergiler sonrasında açılırdık. Misafirlik esnasında neler oynadığımızı, ayrılırken neredeyse ağladığımızı hatırlarım. Oyuna hiçbir zaman süre yetmezdi.
Şimdi ise misafirlik, misafir odası ve benzeri bir terminoloji kalmadı. Hatta tarihe karıştı da diyebilirim. Artık insanlar bir başkasını evlerinde ağırlamak istemiyor. Gerek maliyetinden gerekse süreç içinde insanların yakınlaşmak yerine mesafe koymayı tercih etmesi buna neden oluyor. Zaten çoğu evde artık görece bir büyük oda da yok. Çünkü insanların evde bir araya gelmesi beklenmiyor. Bir araya gelinecekse kafe ve kulüpler var diye düşünülüyor. Bu adetler büyük şehirlerde yavaş yavaş tarihe karışıyor olsa da kırsalda halen devam ettiğini söyleyebilirim. Zira misafir ağırlamak bizim geleneksel kodlarımızda var. Geçtiğimiz günlerde kırsalda misafir edildiğimiz bir evde sıcak aile ortamına yıllar sonra şahit olma şansımız oldu. Bayram nedeniyle hazırlanmış sofrada aynı tabaktan yeme ritüeli ile aramızdaki bağları kuvvetlendirdik ve yemek sırasında bol bol sohbet etme şansı bulduk. Bunda bulunduğumuz odadaki TV’nin kapalı olmasının da etkisi vardı. Ne zaman çocuklardan biri TV’nin kumandasına basarak açtı hemen o anda dikkatler TV’ye yöneldi.
Dar ve orta gelirli insanlar şu anda sıkıntılı günler yaşıyor. Bu durum sadece ülkemizde değil global olarak her yerde böyle. Artan enerji, gıda ve lojistik maliyetleri birçok gıda malzemesini elzem olmaktan çıkarıp lüks listesine ekledi. Ama her nasılsa ülkemizde bu durum çok daha ağır yaşanıyor. Etin, peynirin, sütün birim fiyatları aylık gelire orantılandığında Avrupa hatta Japonya, İngiltere gibi ada ülkelerinden bile pahalı durumda. Bu nedenle artık yemekli misafir tanımı ülkemizde tarih oluyor. Bugün misafir gelecek diye 1 kg baklava alacak biri 2 bin lirayı gözden çıkarmak durumunda. Yani asgari ücret rakamlarını dikkate aldığımızda bir aylık maaş ile ancak 10 kg baklava alınabilmekte…
Konut kiralarında da benzer bir durum var. Artık kiracılar ısıtılması, temizlemesi zor 120 m2’lik 3 oda 1 salon evlerden çok daha küçük 2 oda 1 salon 55-60 m2’lik evleri tercih ediyor. Durum böyle olunca zaten iş hayatının getirdiği bireyselleşme yetmezmiş gibi sosyalleşmenin de kapısını kapatılmış oluyor. İnsanlar artık kafelerde ve benzeri kısa oturma süresi gerektiren buluşma noktalarında bir araya geliyor. Artık bu noktalarda, dar sürede ne kadar sosyalleşebiliyorlarsa…
Konuya “Eskiden Misafir Gelirdi” diye başladık. Hazırlıklar, gün saymalar, arkadaşlıklar, beraberce kudurmalar, anne terliği ve baba uyarısı ile gecenin finali… Bir misafirlikte divan üzerinde zıplayıp kafa üstü yere çakılmıştım. Ailece herkes seferber olmuştu. Evdeki dede -ki şimdi çoktan rahmetli olmuştur- beni o halde görünce fenalıklar geçirmişti. Bugün bunlara gülüp geçiyoruz. Geçmişten misafirliğe dair hepimizin onlarca değerli anısı vardır. Ama bugün çocuklarımızın misafirliğe dair hatırlayabilecekleri anıları olamayacak. Çünkü ayda yılda bir organize ettiğimiz Pazar kahvaltısı veya bir kafede buluşma dışında ailece bir araya gelebildiğimiz anlar artık çok sınırlı.
Eskiden evlere misafir gelirmiş şimdiyse sadece kapıya kadar online sipariş kuryeleri gelebiliyor.
Herkese iyi bir hafta dilerim.








