İnsan, sahip olduklarıyla değil; sahip olmak istediklerinin peşinde ne kadar sürüklendiğiyle sınanıyor aslında. Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda bunun en büyük örneğini görüyoruz. Daha fazlasını isteyen, elindekini küçümseyen, hiçbir zaman yetinmeyen insanlar… Sanki hayatın amacı daha çok kazanmak, daha çok almak, daha çok tüketmek olmuş gibi.
Oysa açgözlülüğün ilginç bir tarafı var. İnsana hiçbir zaman “tamam” dedirtmiyor. Bir evi olan ikinciyi, iki evi olan üçüncüyü istiyor. Bir başarıya ulaşan, tadını çıkarmadan yenisinin peşine düşüyor. Daha iyi bir telefon, daha büyük bir araba, daha yüksek bir makam… Liste uzayıp gidiyor. İnsan istediğini elde ediyor ama huzuru elde edemiyor. Çünkü açgözlülük, doyurulabilen bir duygu değil.
Belki de bu yüzden eskiler “Nefis en zor terbiye edilendir.” derdi. Nefis, sürekli fısıldar. “Biraz daha.” der. “Bu da olsun.” der. “Herkeste var, sende neden olmasın?” der. Onu susturabilmek ise dışarıdaki dünyayı değiştirmekten çok daha zordur. Çünkü mücadele başkalarıyla değil, insanın kendi içindedir.
Nefis terbiyesi, sadece bazı isteklerden vazgeçmek değildir. Elindekinin kıymetini bilmeyi öğrenmektir. Canın çektiği her şeyi almak yerine bekleyebilmektir. Öfkelendiğinde susabilmek, haksız kazanç fırsatı önüne geldiğinde sırtını dönebilmektir. Kimse görmüyorken de doğru olanı yapabilmektir. Asıl zenginlik de belki burada başlar.
Ne yazık ki şükretmeyi de unutuyoruz. Şükür denince çoğumuzun aklına sadece sofraya oturunca edilen birkaç cümle geliyor. Oysa şükür, bir yaşam biçimidir. Sabah sağlıklı uyanabilmek, sevdiklerinin sesini duyabilmek, yürüyebilmek, nefes alabilmek… Bunların her biri, çoğu zaman ancak kaybedildiğinde değeri anlaşılan nimetler.
İnsan, sürekli eksiklerine odaklandığında sahip olduklarını göremez hale geliyor. Sosyal medyada başkasının hayatına bakıp kendi hayatını yetersiz sanıyor. Başkasının tatiline, arabasına, ilişkisine özenirken kendi huzurunu fark etmiyor. Oysa herkes vitrini gösteriyor; kimse perde arkasını göstermiyor. Biz ise başkalarının en parlak anlarını kendi en sıradan günümüzle kıyaslayıp mutsuz oluyoruz.
Belki de mutluluğun sırrı daha fazlasına sahip olmakta değil, sahip olduklarının farkına varmaktadır. Çünkü şükreden insanın gözü dışarıda değil, elindekindedir. Açgözlü insan ise elindekini kaybetse bile hâlâ ulaşamadığını düşünür.
Hayat bize her zaman istediğimiz her şeyi vermeyecek. Ama çoğu zaman ihtiyacımız olanı zaten veriyor. Mesele, bunu görebilecek bir kalbe sahip olmak. Nefsimizi dizginleyebildiğimiz, hırsımızı vicdanımızın önüne geçirmediğimiz ve her gün elimizdeki nimetler için gerçekten şükredebildiğimiz zaman, belki de uzun zamandır aradığımız huzurun hiç de uzağımızda olmadığını fark edeceğiz.
Çünkü insanı yoran, çoğu zaman sahip olmadıkları değil; sahip olduklarıyla yetinememesidir.
Umarım okumak için okumamışsınızdır.
Saygılarımla








