Cumhuriyet Halk Partisi'nin İzmir'de yaşadığı son kriz, sadece bir il başkanlığı değişimi olarak değerlendirilemez. Yaşananlar, CHP'nin Türkiye genelinde içinde bulunduğu siyasi ve örgütsel tartışmaların İzmir'e yansıması niteliğindedir.
Bir tarafta görevden alınan Çağatay Güç ve ona destek veren örgüt yapısı, diğer tarafta genel merkezin görevlendirdiği Utku Gümrükçü bulunuyor. Tartışmanın merkezinde ise kişilerden çok, partinin nasıl yönetileceği ve örgüt iradesinin ne ölçüde dikkate alınacağı sorusu yer alıyor.
İzmir, CHP'nin yalnızca seçimlerde yüksek oy aldığı bir kent değil; aynı zamanda partinin siyasi hafızasının ve örgüt kültürünün en güçlü olduğu şehirlerden biri. Bu nedenle İzmir'de yaşanan her gelişme Ankara'dan daha fazla dikkat çekiyor. Çünkü burada verilen mesaj, çoğu zaman tüm Türkiye'deki CHP tabanına ulaşıyor.
Son günlerde parti binasında yaşanan görüntüler, hangi siyasi görüşten olursa olsun CHP seçmeninde rahatsızlık yarattı. Bir siyasi partinin kamuoyuna vermesi gereken görüntü; kavga, arbede ve kutuplaşma değil, çözüm üretme ve birliktelik görüntüsüdür. Özellikle iktidara alternatif olma iddiasındaki bir partinin enerjisini kendi iç mücadelelerine harcaması, seçmenin beklentileriyle örtüşmüyor.
Elbette siyasette görüş ayrılıkları olacaktır. Farklı ekipler, farklı liderlik anlayışları ve farklı stratejiler bulunabilir. Ancak önemli olan, bu farklılıkların demokratik zeminde yönetilebilmesidir. CHP'nin bugün İzmir'de ihtiyaç duyduğu şey yeni cepheler açmak değil, mevcut kırgınlıkları onaracak bir siyasi akıldır.
Utku Gümrükçü'nün önünde zor bir süreç bulunuyor. Göreve başlamasının ardından yalnızca il başkanı olarak değil, örgütün tüm kesimlerini kucaklayabilecek bir isim olarak hareket etmesi gerekecek. Aynı şekilde Çağatay Güç ve ona destek veren kadroların da mücadeleyi parti içi demokrasi sınırları içerisinde sürdürmesi, örgütsel bütünlük açısından önem taşıyor.
Siyasette koltuklar geçicidir, kurumlar kalıcıdır. CHP'nin İzmir'de vereceği en önemli sınav da tam olarak budur. Kazananın ya da kaybedenin kişiler değil, CHP'nin kendisi olduğu unutulmamalıdır.
Bugün İzmir örgütü önünde iki yol bulunuyor: Ya iç çekişmeler büyüyecek ve parti enerjisini kendi içinde tüketecek ya da yaşanan krizden ders çıkarılarak ortak bir gelecek inşa edilecek.
CHP'nin kalesi olarak görülen İzmir'de asıl ihtiyaç duyulan şey yeni tartışmalar değil, yeniden birlik ve güven duygusunun tesis edilmesidir. Çünkü seçmenin görmek istediği şey, kimin il başkanı olduğu değil; CHP'nin ülkenin sorunlarına nasıl çözüm üreteceğidir.








